Dolayısıyladin ve ibadet anlayışımız bir Hindu’nun, bir Yahudi’nin, bir Hıristiyan’ınkinden farksız hale geliyor. Nasıl ki “papaz kilisede” ise “hoca da camide” oluyor. Din ve ibadet birkaç ritüelden (tanımlanmış şekli ve törensel hareketler) ibaret hale geliyor. Böylesi bir din ve ibadet anlayışına itiraz 6-) İman bunların bazılarıdır. Ehl-i Sünnet’in akide ilmi hakkında kullandıkları en çok bilinen isimler bunlardır. Kitap ve sahih sünnetten İslami akide 1-) Allah’ın bizi yaratma sebebi: Kendisine ibadet etmemiz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamız. 2-) İbadet: Allah’ın sevdiği ve razı olduğu söz ve davranışlar Ve Müslümanların ilki olmakla emr olundum”2 ya da, “De ki: Dînimin yalnız Allah’a ait olduğunu bilerek, yalnız O’na ihlâsla ibâdet ederim” 3 yahut, “Oysa onlar, doğruya yönelerek, dîni yalnız Allah’a has kılarak, ihlâs içinde yalnız Allah’a ibâdet etmekle, namaz kılmakla ve zekât vermekle emr olundular.” 4 Bu tanımlar çerçevesinden baktığımızda, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerde yer alan salih amel, sıdk, hüsn-ü niyet, din, iman, ibadet, ihsan ve güzel ahlâk gibi kavramların da ihlas kavramı ile iç içe olduğu ve anlam birliği taşıdığı görülür. 1. “İhlas” Kavramı İhlas Suresi Bismillâhirrahmânirrahîm İhlâs; bir yürek hareketlenmesidir, kalp temizliğinin dışa yansımış hâlidir. Müslümanın bütün varlığı ve bedeniyle, başkaca farklı duyguların etkisinde olmadan, yüce Yaratıcı’ya yönelerek, güzel fiiller icrâ etmesiyle ihlâs hâsıl olur. İhlâs, kalbi şüphe ve eğriliklerden berî kılar. yaBBr. İman, ibadet ve salih amel Vaaz; İman, ibadet ve salih amel Kıymetli cemaatimiz sohbetimize başlamadan önce bizleri mahlûkatın içerisinde insan olarak yaratması ve insanlar içerisinde de İslam’la, Müslüman olmakla müşerref kılması ve bizleri sayısız nimetlerle donatması sebebiyle Rabbimize kainattaki zerrât adedince hamd ediyoruz. Rabbimiz hamdlerimizi kabul eylesin! Dini ve dünyevî hayatımızda bizlere her daim örnek olan iki cihan serveri efendimiz Hz. Muhammed Mustafa sas’e kâinattaki zerrat adedince salat-ü selam olsun! Rabbimiz Efendimizin şefeatine cümlemizi nail eylesin. Kur’an’ın ve sünnetin nurlu yolundan rabbim bizleri ayırmasın inşallah! Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin. Kalplerimizi ve gönüllerimizi iman ve Kur’an’dan yoksun eylemesin. Dünya ve ahirette bizlere her daim iyilik ve güzellikler ihsan eylesin inşallah! Cumanız mübarek olsun.. Bu haftaki Cuma sohbetimize sizlere iman, ibadet ve salih amelden bahsedeceğim inşallah. Öncelikle bu kavramların sözlük ve ıstılah anlamları üzerinde durmak istiyorum. İman’ın Tanımı; Sözlükte “birini söylediği sözde tasdik etmek, söylediğini kabul etmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, şüpheye yer vermeden kalpten tasdik etmek; eman vermek, emin kılmak” anlamlarına gelen iman, ıstılahta, Allah’tan getirdiği ve zarûrât-ı diniyye olarak bilinen hükümleri, haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul ile bunların gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir. İslâm bilginleri arasında imanın tanımı ve mahiyeti konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. İmanı sadece kalp ile bilmek veya dil ile ikrardan ibaret şeklinde tanımlayanlar olmuştur. Ancak Ehl-i Sünnet âlimlerinden Eş’arî ve Maturîdîler imanın, kalp ile tasdik olduğunu, Ebû Hanîfe ise kalp ile tasdik ve dil ile ikrar olduğunu söylemiştir. Buna karşılık bazı âlimler de, kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel etmek olarak kabul etmişlerdir. İmanın esasları Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kader ve kazaya, yani hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanmaktır. İmanın Allah katında makbul olabilmesi için; İmanda şüphe bulunmayıp kalben kesin olarak inanılması, bütünlük olması inanılması gereken şeylerin tamamına inanılması, iman ve ibadete şirk karıştırılmaması, yeis halinde olmaması ölümden ve ilâhî azapla karşılaşmadan önce olması, dince kutsal sayılan şeyleri, ayetleri, dinî hükümleri küçümsememesi gerekir. Yay. Dini Kavramlar Sözlüğü İbadet’in Tanımı; Sözlükte “itâat etmek, boyun eğmek, kulluk etmek, tevazu göstermek, ilâh edinmek; din ıstılahında, mükellef insanın nefsinin arzusu hilafına Rabb’ına tazim için yaptığı fiil ve niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve Allah’a yakınlık kurbet ifade eden şuurlu itâat” anlamına gelir. İbâdet; boyun eğmenin, itâat etmenin, saygı göstermenin ve kulluğun en son noktasıdır. Kur’ân’da Allah’a ve Allah’tan başkalarına ibâdet söz konusu edilmiştir. 82 âyette Allah’a ibâdet kavramı kullanılmıştır. İnsan, Allah’a ibadet için yaratılmış Zâriyat, 51/56, bütün Peygamberler, insanları Allah’a ibâdet etmeye davet etmişler Bakara, 2/83, kendileri de Allah’a ibâdet etmişlerdir Ra’d, 13/36. Kur’ân’da hem “ey insanlar” Bakara, 2/21 hem de “ey mü’minler” Hac, 22/77 hitabı ile Allah’a ibâdet edilmesi emredilmiş ve ibâdetin ihlasla Beyyine, 98/5 ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmadan yalnız Allah’a yapılması istenmiştir Nisâ, 4/36. Kur’ân’da ibâdet kavramının; tevhid Nisâ, 4/36, itaat Bakara, 2/172, dua Mü’min, 40/60, boyun eğmek tevâzu, tezellül, huşû ve istikân Fâtiha, 1/5, îman ve sâlih amel Nisâ, 4/172,173, Allah’ı tesbih ve secde A’râf, 7/206, Allah’ı bilmek ve tanımak gibi Zariyât, 51/56 geniş bir anlamı vardır. Dolayısıyla Kur’ân’da ibâdet kavramı; Allah’ın varlığını ve birliğini ikrar etmek, kitap ve Peygamberlerini doğrulamak, Allah’ın razı olduğu şeyleri yapmak, Allah’ın hükmüne razı olmak, nimetlerine şükretmek, musîbetlere sabretmek, insan haklarına saygı göstermek, onlara şefkat ve merhamet etmek gibi îman, ahlâk, namaz, hac, zekat, oruç, cihad, evlenme, boşanma, helâl-haram, mîras, ticaret, ahde vefa, yemin, keffâret vb. İslâm’ın bütün ahkamını uygulamayı, emir ve yasaklarına riâyeti ve Allah’ın sınırlarını korumayı ifâde eder. Uygulama itibariyle ibadetler, 4 kısma ayrılır 1- Îmân, ihlas, niyet, tefekkür, marifet, sabır, takva, havf ve reca gibi kalbî-batinî ibadetler. 2- Namaz, oruç dil ile zikir, tesbih, tehlil, tekbir, tahmid ve dua, ana-babaya iyilik, insanlara iyi muamele ve sıla-i rahim gibi vücut azalarıyla yapılan ibadetler. 3- Zekat, sadaka, yakınlara ve fakirlere yardım, Allah yolunda infak gibi mal ve servetle yapılan ibâdetler. 4- Hacca gitmek, malı ve canı ile cihat etmek gibi hem mal ve hem de bedenle yapılan ibâdetler. Bir amelin ibâdet olabilmesi için; kişide îmân, niyet ve ihlâs olması ve ibadetin İslâm’a uygun olması gerekir. DİB Yay. Dini Kavramlar Sözlüğü Salih Amel’in Tanımı; Sözlükte “yararlı, iyi ve güzel amel” anlamına gelen amel-i sâlih, din dilinde; îmanın gereği olarak ihlas ve iyi niyetle yapılan, Kur’ân ve sünnete uygun olan her türlü söz, fiil ve davranışlara denir. Kur’ân’da yetmiş iki âyette “amel-i sâlih” “îman” ile birlikte geçmiş, îman edip amel-i sâlih işleyenlere mağfiret, büyük mükâfat ve cennet vaat edilmiştir Bakara, 2/25; Mâide, 5/9. İslâm bilginleri “amel-i sâlihi”; farz, vacip, sünnet, müstehap ve mendup kısımlarına ayırmışlardır. Namaz kılmak ve zekat vermek gibi ibadetler amel-i sâlih olduğu gibi, dürüstlük, doğru sözlülük ve meşru bir işte çoluk çocuğunun rızkını temin için çalışmak da sâlih ameldir. Allah’ın rızasına uygun olan her amele sâlih amel diyebiliriz. Tevbe sûresinin yüz yirminci âyetinde mü’minlerin Allah yolunda açlık, susuzluk, yorgunluk ve sıkıntıya uğramaları, bir yeri zaptetmeleri, kâfirlere karşı zafer kazanmaları salih amel olarak ifade edilmiştir. Sâlih amel ile sevap elde edebilmek için insanın mutlaka imanının bulunması ve şirkten uzak olması gerekir Kehf, 18/110. Îman, ibadet, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarına uymak amel-i sâlih kavramına dâhildir Kehf, 18/30; Buhârî, Îmân, 18 II, 12. Kur’ân’da îman edip salih amel işleyenlerin, yaratıkların en hayırlıları olduğu bildirilmiştir Beyyine, 98/7. Allah’ın rızasına uygun olmayan her türlü inanç, söz, fiil ve davranışlara amel-i gayr-i sâlih denir. Bu kavram, sâlih amelin zıddı olup Kur’ân’da bir âyette geçmiştir Hûd, 11/46. Sâlih olmayan amel, Kur’ân’da amel-i seyyie olarak da ifade edilmiştir. Amel-i seyyie; sözlükte kötü ve zararlı amel anlamına gelen bu tabir, din dilinde, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarına uygun olmayan, sahibinin günaha girmesine sebep olan söz, fiil ve davranışlara denir. Bu tâbir Kur’ân’da amel-i sâlih’in zıddı olarak kullanılmıştır Tevbe, 9/102; Fâtır, 35/10; Mü’min, 40/58. Nisâ suresinin 123. âyetinde “Kim kötü bir amel işlerse onunla cezalandırılır” denilmiştir. DİB Yay. Dini Kavramlar Sözlüğü Îman, kalbin amelidir. Çünkü imanın yeri kalptır. Kuran’ı Kerimde imanın kalbe ait bir salih amel olduğu, Nuh oğlunun Allah’ı inkar ve isyan etmesini “salih olmayan bir amel” işlediği ifade edilerek bildirilmiştir “Allah ey Nuh! O gemiye binmeyen oğlun senin ailenden değildir. O’nun yaptığı salih olmayan bir ameldir…” Hud, 11/46. Bu ayet-i kerimeden ilk salih amelin iman olduğunu anlıyoruz. Yine bu anlamda diğer bir ayette şudur Salih amel, Kuran’da iman anlamında, küfür kelimesinin zıddı olarak kullanılmaktadır “Her kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhinedir. Ve kim de salih amel işlerse, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar” Rum, 30/44. Kur’an’da iman ile salih amel pek çok ayette birlikte zikredilmiş ve bunların etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayacağı vurgulanmıştır. İman dikilen bir meyve fidanına benzetecek olursa amel de onun dibinin çapalanması, sulanması zararlı dalların budanmasıdır. Eğer bunlar yapılmazsa nasıl ki meyve fidanından fayda elde etmezsek ve zamanla o fidan kuruyup gidecekse salih amelle beslenmeyen desteklenmeyen iman bizi son nefese kadar götürmeyebilir, bu da kişi için felaket demektir. Rabbim son nefesimizde de bizlere iman nasip eylesin! “Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse de öyle haşrolunur” sözü bizim kültürümüzde önemli yer etmiştir. Amel imandan bir cüm müdür? Değil midir? Konusuna girip kelamî bir tartışma yapmak istemiyorum ama şunu ifade etmeliyim ki; amelsiz iman olmaz, o iman bizi daha önce de belirttiğim gibi ötelere götüremez. Karşı karşıya kaldığımız ciddi imtihanlarda Allah’a isyan edip haşa ve kella imandan çıkabiliriz. Bundan dolayı hayatımızı salih amellerle donatmalıyız. Tabii ki imanımız üzerine güneşin doğup battığı her şeyden çok daha değerlidir. Amelin Allah katında değer bulabilmesi için onun iman dairesi içerisinde olması lazım yani; Bir amelin salih olabilmesi için ameli işleyen kimsenin mümin olması, şirk ve gösterişten uzak durması, ameli iyi bir niyet ve ihlasla yapması ve amelin İslam’ın prensipleriyle çatışmaması gerekir. İnanmayan bir insanın yaptığı güzel, faydalı, işler “salih amel” kapsamında değerlendirilemez. Çünkü amelin sıhhati için imanın gerekli olduğunu Yüce Kitabımız Kur’an şöyle ifade etmektedir “Kim iman esaslarını inkar ederse o kimsenin ameli boşa gider” Maide,5/5 Bakınız Kur’an, mü’min olmayanların işlediği salih amelleri nası tasvir ediyor; Yüce Allah inkar edenlerin amellerini fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle ve seraba benzetmektedir. Mümin olmayanlar, kıyamet gününde yaptıkları amellerden hiçbir şey elde edemeyeceklerdir “Rablerini inkar edenlerin durumu şudur Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Dünyada kazandıkları hiçbir şeyin ahirette yararını görmezler. İşte bu derin sapıklıktır.”İbrahim 14/18 İman edip salih amel işleyen, hakkı ve sabrı insanlara tavsiye eden insan ziyana uğramaktan kurtulur “Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka Onlar ziyanda değillerdir Asr,103/1-3 anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. Yüce Allah’ın cennette yüksek derecelere nail olmayı imanla beraber salih amele bağlamış ve bu konuda şöyle buyurmuştur “Kim de O’na salih ameller işlemiş bir mümin olarak gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır.” Ta-ha, 20/75 Yine aynı şekilde; “İnanan ve salih amelleri işleyenleri, altlarından nehirler akan cennetlerle müjdele…”Bakara, 20/25 buyurarak müjde yalnızca imana değil aynı zamanda salih amele de bağlanmıştır. Peygamber efendimizin hayatına ve imanına baktığımızda O’nun imanının sadece sözden ibaret olmadığını yine Peygamberimiz en yakınlarından başlayarak İslam’a davet faaliyetini sürdürmüş ve bu hususta büyük bir başarı elde etmiştir. Hz. Peygamberin davetinin başarıya ulaşmasının en büyük nedeni, bizzat kendisinin, davet ettiği dine samimiyetle bağlanması ve İslam’ın imani ve ahlaki prensiplerini kendi hayatında uygulaması gelmektedir. Gerçekten O, İslam’ın insanlara yüklediği yükümlülüklerden kendisin hariç tutmamış, farzları önce kendisi uygulamış, yasaklara önce kendi uymuş ve salih amelleri pratik olarak ümmetine bizzat göstererek örnek olmuştur. O ferdî, ailevi, idari ve ekonomik faaliyetlerinde daima Allah rızasını ön planda tutarak hayatının bütününü ibadet olarak geçirmiştir. Onun gerek mabet içi ve dışı bütün hayatı salih amellerle bezenmiştir. Peygamberimiz, iman ile amelin birbiriyle olan bağlantısını şöyle ifade etmektedir “Üç haslet vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar Allah ve Resulünü, Allah ve Resülünden başka her şeyden fazla sevmek, Sevdiğini Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek, asla istememek.” Buharî, İman, 9, No 16. I, 9-10. Bir başka hadislerinde Peygamberimiz iman ve hayat ilişkisine şöyle dikkatlerimizi çekmektedir “İman yetmiş veya altmış küsur şu’be hasletdir. En yükseği, “Allah’tan başka ilah yoktur” demek; en aşağısı ise, yoldan, eziyet veren şeyleri gidermektir. Utanmak da imanın bir şubesibirimidir.” Müslim, İman, 12 No 58 I, 63. Sevgili Peygamberimiz salih amellerin bizimle birlikte ölüm ötesine de gideceğini, kabirden içeri yalnız iman ile birlikte salih amellerimizin gireceğini şöyle vurgulamaktadır “Ölüyü kabre kadar üç şey takip eder; ikisi geri döner ve biri onunla daima beraber olur. Ailesi, malı ve ameli onu kabre kadar takip eder, ailesi ve malı geri döner, geriye yalnızca onunla birlikte ameli kalır” Buhari, Rikak, 42, III, 193. Bir başka hadiste ölümden sonra hayatta iken yaptığımız bir kısım salih amellerden dolayı elde edilen sevapların devam edeceğini şöyle ifade etmektedir “Mü’min kişiye, hayatta iken yaptığı amel ve iyiliklerden, öldükten sonra ulaşanlar, öğretip neşrettiği bir ilim, geride bıraktığı salih bir evlad, miras bıraktığı bir mushaf kitap, inşa ettiği bir mescid, yolcular için yaptırdığı bir bina, akıttığı bir su, hayatta ve sağlıklı iken verdiği bir sadakadır. Ölümünden sonra kişiye işte bunlar ulaşır.” İbn Mace, Mukaddime, 20, I, 22. İbadetle ilgili olarak şöyle bir değerlendirme yapabiliriz; İbadet, sadece namaz ve Allah’ı zikretmekten ibaret değildir. Rabbin rızasını talep, emrini yerine getirmek için yapılan her sâlih amel bir ibadettir. Bir mümin, Allah’ın bütün emir ve yasaklarına uymakla ibadet etmiş olur. Hatta yeme, içme ve yürüme gibi mubah olan ameller, bedenen sağlıklı olmak amacıyla yapıldığı zaman ibadet olur. Rabbim kendisinin bizlerden razı olacağı salih ameller işlemeyi bizlere nasip ve meyesser eylesin. Cenab-ı hak nefislerimizin ve şeytanların şerlerinden bizleri muhafaza eylesin. Cumanız mübarek olsun Allaha emanet olun! Hüseyin YILDIRIM Balışeyh Müftüsü İman, ibadet ve salih amel Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun... Bir şeyi yapmadan veya bir şeye başlamadan önce kişinin, o meseleye dair bilgisinin olması gereklidir. Aksi hâlde ıslah edeyim derken ifsat eder. İmam Şafii rahimehullah 'Kişinin üzerine, bir şeyi yapmadan önce onu öğrenmesi vaciptir.' demiştir. Aynı şekilde Ömer radıyallahu anh 'Alışveriş fıkhını bilmeyenler bizim çarşı pazarımıza gelmesin.' demiştir. Çünkü, fıkhını bilmeden alışveriş yapan bir kişi; ya faiz yiyerek Allah'ın hakkına girer ya kendisiyle muamelede bulunduğu kardeşlerinin hakkına girer veya kendisi zarar eder. Ancak her hâlukârda bir düzensizlik meydana gelir. Şöyle de örneklendirebiliriz; kişinin evlenmeden önce evlilik fıkhını bilmesi gerekir, ta ki karşısında kendisiyle muamelede bulunacağı insana nasıl davranması gerektiğini öğrensin. Evlenmeden önce fıkhını öğrenmeyenlerin hâlini, çevremizdeki ailelerin durumu en güzel şekilde tefsir etmektedir. Amel meselesi de aynen diğer meseleler gibi öncesinde fıkhının bilinmesini gerektirir. Aksi hâlde istenen fayda elde edilemez. Bizler Müslümanlar olarak amellerimizle Allah'ı razı etmeyi umuyoruz. Allah'ın neyden razı olduğunu, neye gazap ettiğini ve neye ecir verip neyi de cezalandırdığını bilmiyorsak O'nu razı etmemiz mümkün değildir. Allah ve Rasûlü, amellerde nelere dikkat etmemiz gerektiğini bize bildirmişlerdir. Biz de bu unsurları açıklamaya çalışacağız Allah'ın izniyle. 1. İhlas Amel konusunda dikkat edilmesi en mühim unsurlardan biridir ihlas. İhlas varsa amel var, ihlas yoksa amel yoktur. İhlas, kişinin amellerinde sadece Allah'ın rızasını kast etmesidir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor "Onlar, Allah'a ihlaslı bir şekilde hanifler olarak ibadet etmekten, namazı kılmak ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar." 98/Beyyine, 5 Allah subhanehu ve teâlâ bizden ayette de belirttiği üzere amellerimizde sadece onun rızasını gözetmemizi, bu şekilde kulluk görevimizi ifa etmemizi istiyor. Aksi takdirde amellerimizi Allah'tan başkalarının rızasını gözeterek yaparsak, kıyamet gününde bizi kendisi için amel ettiklerimizle baş başa bırakır. Dünya hayatında da ihlassız amellere ceza olarak, Allah subhanehu ve teâlâ bereketini çeker. Yaptığımız amel ilim olsun, davet olsun, cihad veya başka bir amel olsun fark etmez. Düşünsene kardeşim! Belki yıllarca İslam uğrunda amel etmiş, geceni gündüzüne katmışsın. Dünyadan elini eteğini çekmiş, önemli olan davadır demişsin. Hâliyle kıyamet gününde amellerine arzolunurken, sen dağlar misali amellerini bekliyorsun. Derken gerçekten senin o beklediğin ameller, aynıyla senin önüne konuyor. Ancak tam bu sırada senin dünyadayken çok duyduğun, ancak önemsemediğin bir kavramı sürüyorlar İhlas... Ve sana deniyor ki 'Bu amellerinde Allah'ın rızasının dışında rızalar gözetmişsin ey kul!' 'Peki sonuç? Amellerim ne olacak?' diyorsun. "Yaptıkları her işin önüne geçtik ve onu savrulmuş toz zerreleri kıldık" 25/Furkan, 23 ayeti tahakkuk ediyor. O kendisine ümitler bağladığın amellerin, ayaklarının altındaki değersiz birkaç toz zerresi oluveriyor... İşte ihlassızlığın vahim sonucu... İhlas Hakkında Yanlış Anlaşılan Bir Nokta Fudayl bin İyad rahimehullah diyor ki 'İnsanlar için ameli terk etmek riyadır. İnsanlar için amel etmek şirktir. İhlas ise Allah'ın seni bu iki durumdan kurtarmasıdır.' Kardeşim! Bizim öyle bir düşmanımız var ki ayette Allah subhanehu ve teâlâ onu 'açık düşman' olarak isimlendirmiştir. Bu düşman, kulu sırat-ı mustakimden saptırmak için her yolu değerlendiriyor. Kulu ifrata veya tefrite yönlendirdi mi amacına erişiyor. Bu konuda özellikle ihlaslı olmaya hırslı Müslümanları; şeytan, ihlas ile aldatıyor ve salih amellerden alıkoyuyor. Misal olarak; bir ayet okursun "Kim Allah'a güzel bir borç verirse o ona kat kat arttırır." 2/Bakara, 245 'Madem Allah katlarca fazlasını veriyor o hâlde ben de bugün infakta bulunacağım' dersin. Tam sadaka kutusuna yaklaşırsın ki şeytan sağdan yanaşır 'Bu kadar insanın içinde de infak edilmez ki. Bak! İçinde riya olan amel, olmasa daha iyi. Ahiretini düşün.' Şeytan bu şekilde bizi salih bir amelden alıkoyduktan sonra bizim o ruh hâline bürünmemiz zaten neredeyse mümkün değildir. Veya mescide girersin. Bir an 'tahiyyetü'l mescid namazı kılayım' dersin. Ancak kimsenin kılmadığını görünce 'İhlassız olan amel, olmasa daha iyi' der ve bir köşeye büzülürsün. Böylece şeytan, sana ihlas adı altında bir ameli daha terk ettirir... Ve daha sayılamayacak kadar, sadece muhasebeyle anlaşılabilecek benzeri misaller... Eğer biz ihlaslı bir kul olmak istiyorsak üzerimize ciddi bir muhasebe gereklidir. Her amelimizin öncesinde ve sonrasında 'ben bu ameli ne için ve kimin için yapıyorum' diye nefsimizle hesaplaşmamız gerekir. Çünkü, ihlasla problemi olmayanın ihlasla problemi vardır. Yani kendisine ihlası dert edinmeyen, sadece bir kitapta karşılaştığında veya bir derste dinlediğinde hatırlayan kişi ihlaslı olamaz. Bu şekilde muhasebeden uzak kalanların kendilerini muhasebe ettiklerinde görecekleri şey, riya kırıntısı değil riyanın ta kendisidir. Allah subhanehu ve teâlâ bizi muhlis kullarından eylesin. Kardeşim! Sen amellerini yaparken, ibadetlerini Allah'a sunarken ya ihlaslısındır veya riyakâr. Bunun dışında bir seçenek yok; ya Allah'ın rızası ya da kulların. Peki bizim bu iki seçenekten hangisine ihtiyacımız var? Eğer biz Allah'ın rızasını istiyorsak, O'nun cemalini görmeyi istiyorsak, O'nun cennetlerini, Firdevs-i Âlâ'yı istiyorsak, O'nun hayali bile mümkün olmayan muhteşem ve muazzam nimetlerini istiyorsak o hâlde ihlasa ihtiyacımız var. 2. Sünnete Uygunluk Amellerimizin kabul olunabilmesi için gerekli olan şartlardan biri de sünnete uygun olmasıdır. Sünnete uygun olmasından kasıt, amellerimizi kendi şahsi düşüncelerimize göre değil de Rasûlullah'ın yaptığı gibi yapmaktır. Allah subhanehu ve teâlâ kıyamet gününde bize amellerimizi neye göre yaptığımızı soracak. Amellerimizi Allah Rasûlü'ne tabi olarak onun gösterdiği şekilde yaptığımızı söyleyebileceksek ne mutlu bize. Aksi takdirde amellerimizi ne kadar da ihlasla yapmış olsak bize fayda sağlamayacaktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor "Kim bizim bu işimizde onda olmayan şeyleri yaparsa o reddolunur, kabul olunmaz." Muttefekun Aleyh Aynı şekilde Allah subhanehu ve teâlâ buyuruyor ki "Kim Rabbine ve ahiret gününe kavuşmayı umuyorsa salih amel yapsın ve Rabbine hiçbir şeyi ortak koşmasın." 18/Kehf, 110 Âlimler genel olarak bu ayeti şöyle anlamışlardır "Salih amel yapsın"dan kasıt; sünnete uygun olsun manasıdır. "Rabbine hiçbir şeyi ortak koşmasın" dan kasıt ise; ihlaslı olsun manasındadır. Sahabeler, Allah Rasûlü'ne en güzel şekilde tabi oluyorlardı. Hayatlarının her alanında onu kendilerine örnek ve önder olarak alıyorlardı. "Bir gün Peygamber, sahabesiyle birlikte namaz kılarken Cibril, Peygamber'imize gelip ayağında necaset olduğunu haber veriyor. Peygamber, bunun üzerine ayakkabısını çıkarıp kenara koyuyor. Sahabeler, Peygamber'imizin ayakkabısını çıkardığını görünce onlar da çıkarıp kenara koyuyorlar. Namazdan sonra Allah Rasûlü sebebini sorunca 'Ey Allah'ın Rasûlü! Senin çıkardığını görünce biz de çıkardık.' diyorlar. Bunun üzerine Allah Rasûlü durumu onlara izah ediyor." Ebu Davud Bu olayda sahabenin Allah Rasûlü'ne muvafakat etmedeki hırslarını görüyoruz. Sahabe, Allah Rasûlü'nün yaptığı şekilde amel etme konusundaki titizliğiyle beraber, Allah Rasûlü'ne tabi olmayıp yeni yollar edinenleri şiddetle eleştirmişlerdir. Mesela "Ebu Musa El-Eş'ari mescidde insanların halka hâlinde sesli zikir yaptıklarını görür. Bu olayı, İbni Mesud'a haber verir. İbni Mesud gelir ve der ki 'Kötülüklerinizi sayın! Böylelikle ben de sizin hiçbir iyiliğinizin zayi olmayacağını garantileyeyim. Yazık size! Ne çabuk helak oldunuz Muhammed ümmeti! İşte Rasûlullah'ın ashabı aranızda. Elbiseleri bile henüz çürümemiş. Kullandığı kaplar kırılmış değil. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki ya siz Muhammed milletinden daha doğru bir millet üzeresiniz veya sapıklık kapılarını açmaktasınız.' " Dârimi Genel manada Allah Rasûlü'nün yaptığı amellerden birini terk etmek veya ona ittibayı terk etmek, başlangıç olarak bizi sadece 'Bu amelinde Allah Rasûlü'ne tabi olmayı terk etti' konumuna düşürse de sonuç itibarıyla önümüze tahmin edemeyeceğimiz sorunlar çıkarabilir. Örnekler verelim "Allah Rasûlü Necm suresini okudu, secde etti. Orada bulunan herkes secde etti. Bir adam eline toprak alıp alnına götürdü ve 'bu kadarı bana yeter' dedi. Ben onu daha sonra Bedir'de kâfir olarak öldürülmüş buldum." Buhari "Tebük gazvesinde Allah Rasûlü emretti 'Kuvvetli binek sahipleri bizimle savaşa katılsın.' Bu emre muhalefet eden adamlardan birisini, devesi düşürdü ve adam öldü. Orada bulunanlar 'O adam şehiddir.' dediler. Allah Rasûlü, Bilal'e şöyle nida etmesini emretti 'Cennete asiler giremez.' " Abdurrezzak, Musannef Allah bizleri kendi yolunda ihlaslı ve sünnete uygun olarak mücadele eden ve bu hâl üzere iken huzuruna kavuşan kullarından eylesin. İman ve İslam arasındaki ilişki nedir? İman ve İslam kavramlarının anlamı...İman ve İslam birdir. İman ve İslam ilişkisi kısaca... İman Nedir? Îmân, lügatta; “tasdik”tir. Yani bir kimseyi verdiği haberde doğrulamak, onun doğru söylediğini kabul etmektir. Terim olarak ise; “Hz. Peygamberin Allah tarafından getirdiklerinin doğru olduğunu kabul etmektir.”[1] İslam Nedir? İslâm ise lügatta; “boyun eğmek ve itâat etmek”; terim olarak da; “Allah’ın ulûhiyetini kabul edip boyun eğmek” anlamındadır. Lügat yönünden aralarında fark var ise de hüküm yönünden fark yoktur, ikisi de aynı anlamdadır.[2] Îmânsız İslâm, İslâmsız îmân olmaz. Bu ikisi içle dış gibidir.[3] Îmânla İslâm birdir. Bir kimsenin mü’min olup Müslüman olmaması; Müslüman olup mü’min olmaması mümkün değildir.[4] İMAN VE İSLAM İLE İLGİLİ AYETLER Îmân ve İslâmın aynı olduğuna şu âyetler delâlet etmektedir “Mûsâ dedi Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah’a îmân ettiyseniz, O’na ihlâs ile teslim olmuş Müslümanlar iseniz artık, ancak O’na güvenip dayanın!»” Yûnus, 10/84 “Onlar İslâm’a girdiklerini senin başına kakıyorlar. Onlara de ki Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi îmâna muvaffak ettiği için Allah size minnet eder, eğer siz İnandık» demenizde sâdıklar iseniz.»” Hucurât, 49/17 “Derken orada mü’minlerden kim varsa çıkardık. Fakat orada Müslümanlardan bir ev halkından başkasını da bulamadık.” Zâriyât, 51/35-36 “Sen âyetlerimize îmân edecek kimselerden başkasına söz dinletemezsin. İşte Müslüman olanlar onlardır.” Neml, 27/81 Bu âyetlerde îmân, İslâm yerine; İslâm, îmân yerine; mü’min, müslim yerine; müslim, mü’min yerine kullanılmıştır.[5] İSLAM’IN 5 ŞARTI Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur “İslâm, beş temel üzerine kurulmuştur Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beytullâh’ı haccetmek ve Ramazan orucu tutmak.”[6] İMANIN ŞARTLARI Bir defasında Hz. Peygamber ashâba “Îmân nedir? Bilir misiniz?” diye sormuş, ashâb; “Allah ve Resûlü bilir” deyince, şöyle buyurmuştur “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucu tutmak ve ganîmetin beşte birini vermektir.”[7] Görüldüğü gibi Hz. Peygamber îmân ve İslâm’ı târif ederken aynı şeyleri söyleyerek bu ikisinin aynı olduğunu bildirmiştir.[8] Yine Hz. Peygamber bir defasında; “Cennete ancak mü’min olan girecektir”[9] buyurmuş, bir defasında da; “Cennete ancak Müslüman olan girecektir”[10] buyurmuştur. Bu hadîs-i şerifler de mü’min ve Müslümanın aynı olduğunu gösterir. İSLAM KAVRAMI “İslâm” kelimesi, her zaman “îmân” karşılığında kullanılmaz. Bazan “din” anlamında kullanılır. Meselâ şu âyetlerde olduğu gibi; “Allah nezdinde hak din, İslâmdır.” Âl-i İmrân, 3/19 “Sizin için din olarak İslâm’ı beğendim!” Mâide, 5/3 Bazan islâm, kalpte tasdik olmadan zâhirî kabûle denir ki bu, kelimenin lügat anlamına göredir. Şu âyet bu mânâdaki kullanılışa örnektir “Bedevîler Îmân ettik» dediler. De ki Siz îmân etmediniz, ama, bari Müslüman olduk, deyin! Îmân, henüz sizin kalplerinize girmemiştir.»” Hucurât, 49/14 Buradaki “İslâm”dan maksad, “zâhirî teslim olma, Müslüman gözükme”dir.[11] Bir kimse içten Allah’a inanmadığı hâlde dıştan teslim Müslüman olmuş gözükebilir, ibâdet edebilir. Bu, münâfıklıktır. Bazen de islâm, amel ve ibâdet anlamında kullanılabilir ki buna yukarıda zikrettiğimiz “İslâmın beş temel üzerine kurulduğunu” bildiren hadîs-i şerif misâldir.[12] Yine Hz. Peygamber “Cibrîl Hadisi” diye meşhur olan hadiste İslâm’ı “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse Beytullah’ı haccetmendir” şeklinde, îmânı da “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere; hayrına, şerrine inanmandır”[13] şeklinde târif ederek islâmı zâhirî amellere, îmânı da bâtınî itikâda kalp inancına isim olarak vermiştir ki bu hadis, îmânın bir kalp ve gönül işi; islâmın da kalple tasdik edilen şeylerin dil ile ikrârı ve amel ile ızhârı olduğunu gösterir. Cibrîl hadisinden anlaşılan şudur Îmân, inanılacak hususlara inanmak; İslâm da hem inanmak ve hem de inancının gereği olan amel ve ibâdette bulunmaktır. Dipnotlar [1] Râğıb, Müfredât, 26; İbn Manzûr, Lisânu’l-arab, I,107; Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 151; Râzî, Muhassal, s. 237; Kâdî Beydâvî, Tavâliu’l-envâr, s. 464. [2] Sâbûnî, s. 91. [3] Ebû Hanîfe, s. 6. [4] Mâtürîdî, Tevhid, 394. [5] Mâtürîdî, Tevhid, 396; Nesefî, Tabsıra, II,425-430. [6] Buhârî, Îmân, 1, 2; Müslim, Îmân, 19-22; Tirmizî, Îmân, 3; Nesâî, Îmân, 13; Ahmed Hanbel, II,26. [7] Müslim, Îmân, 24. [8] Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, 161; Ali el-Kârî, s. 250. [9] Buhârî, Kader, 5; Müslim, Sıyâm, 143; Tirmizî, Tefsîru Sûre 9/6; Nesâî, Îmân, 7; Dârimî, Savm, 48. [10] Ahmed b. Hanbel, IV, 89, 90. [11] Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, 161. [12] Taftâzânî, s. 161. [13] Buhârî, Îmân, 37; Müslim, Îmân, 1; Ebû Dâvûd, Sünnet,15. Kaynak Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları İslam ve İhsan Hadis Ve Sünnet Kavramlarının Anlamları Kısaca Misafir Üye arkadaşlar, hadis ve sünnet kavramlarının anlamlarını öğreniniz kısaca nedir araştırınız lütfen. Cevap Hadis Ve Sünnet Kavramlarının Anlamları Kısaca Rüya Gözlü Hadis Ve Sünnet Kavramlarının Anlamları Kısaca “Hadiѕ” حديث kelimesi sözlüktе, “уeni olan”, “sonradan meуdana gelen”, “söz” ve “haber” anlamlarında kullanılır. Bu kelimeden türeyen fiiller “bir şеyi habеr vermek, anmak ve аnlаtmаk” gibi аnlаmlаr ifаdе etmektedіr. “Hadіs” kelіmesі başlangıçta, “Hz. Pеygambеrіn sözü” anlamında kullanılmıştır. Ancak hadiѕ bir ilim dalı hâlinе geldikten sоnra bu kavram; “Hz. Peуgаmberin sözlеrі, fiillеri vе takrіrlerі” olаrаk tarif edilmiştir. Hatta peygаmbere yakınlıkları sebebiyle sahabе ve tabiine ait söz vе uygulаmаlаr dа bu kаvrаmа dâhil edilmiştir. Bu manada hadіs, sünnet іle eş anlamlıdır. “Sünnet” sözlükte “yol, gіdіşat, hâl, tavır, yaşam bіçіmі, çığır, kanun” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Sünnet kelіmeѕіnіn çоğulu “ѕünen”dir. Cevap Iman, ibadet,ihlas ,sünnet ve amel kavramlarının anlamlarıİman ;Hz. Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde zarûrât-ı dîniyye tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak Allah`ın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmak, Onun rızasına uygun hareket etmek Allah'a tam anlamıyla bağlı olarak ibadetleri yerine getirmek, şirkten uzak bir şekilde Allah'a teslim olmak Hz. Peygamber'in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir. Hz. Peygamber'in farz ve vacip olmayarak yaptığı ve bize emrettiği niyetli davranış, bir maksada bağlı olarak yapılan fiildir.

iman ibadet ihlas sünnet ve amel kavramlarının anlamları